« Önceki |
Güner Ümit´in kadın kılığında Turnike sunması...
Fatma Girik´in Söz Fato´da programında ilk tükürüşü...
Medyum Memiş´in Medyum Keto´ya giriştiği saniyeler...
Yıldo´nun Süpermen kılığında Turnike sunması...
Sadettin Teksoy´un kutuplarda kıbleyi arayıp namaz kılması...
Kaan Yakuphan´in haber sunduğu sırada arkasında bulunan dev panonun kafasına inmesi...
Tolga Gariboglu´nun Hugo yarışmacısı küçük bir çocuktan küfür yemesi...
Sevda Demirel´in Hande Ataizi´ne tokatla dalması...
Kenan Erçetingöz´ün Magazin Forever tanıtımında Cartel üyelerinin arasına dalıp rap yapması...
Reha Muhtar´ın tavanda yürüyen sirk cambazı ile konuşurken ekranda kendi görüntüsünü ters çevirtmesi ve röportajı bas aşağı yapması...
Mahsun Kırmızıgül ile Seda Sayan´ın Reha Muhtar´la Show Haber´e telefonla bağlanmaları ve yaklaşık 3 saat boyunca "sen beni sevdin, ben seni sevmedim..." geyiklerini tüm Türkiye´ye canlı dinletmeleri...
Defne Samyeli´nin gece haberlerini sunarken (1998), "oyuncak pandayla uçak kaçırma" olayında telefon bağlantısı yapıp "Panda canlı mıydı efendim?" diye sorması...
Atilla Taş´ın David Copperfield´in "sahneden kaybolma" gösterisine katılıp, Copperfield´e türlü türlü laflar sokması ve oyunun hilelerini nedensiz bir şekilde milyonlara açıklaması...
Ümit Aktan´ın Japonya´ya gitmediği halde Cunda´daki yazlığından maç anlatması... (Not: Bu bir iddiaydı, olayın içyüzünü bir tek Ümit Aktan bilebilir...)
Yıllar önce Hülya Avşar´ın Özcan Deniz´e ´´Askerde cinsellik ihtiyacınızı nasıl gideriyordunuz?´´ diye sorması ve Özcan Deniz´in ´´Senin resimlerinle hallediyorduk´´ diye cevap vermesi...
Ece Erken´in şarkıcı Kader´i konuk ettiği bir programda, onu Sezen Aksu´nun "Kader, kahpe kader ağlarını ördün mü..." şarkısıyla çağırması. Kader´in canlı yayında darmadağın olması, ve uzun bir süre kendini toparlayamaması...
Zekeriya Beyaz´ın Ceviz Kabuğu´nda otelde porno film izlemesi hadisesine, "ne yaptıklarını anlamaya çalışıyordum" seklindeki cevap vermesi ve akabinde gelişen olaylar zinciri...
Kumkapı Cinayeti´nde öldürülen adamın karısının (Emine) karate dersinde hocasının, basındaki elma yerine kulağına "lönk!" diye indirdiği tekme
Sabah Şekerleri programını arayan Mehmet Ali Erbil´in konuk şarkıcıdan "Hani kızımız olacaktı..." adli şarkıyı istemesi ve sunucu Özlem Yıldız´ın duygulanıp hüngür hüngür ağlaması...
Ali Sami Alkış´ın, Ahmet Çakar ile sağlam kapışıp bir sonraki programda O´na "Bana, senden köpekler gibi özür diliyorum demedin mi?" diye sorması..
Milli Takım´ın kaybettiği bir maçtan sonra Amigo Orhan´ın stadın içinde sinsi sinsi bekleyip zamanın teknik direktörü Mustafa Denizli´ye uçarak kafa atması.
Erman Toroğlu´nun "Kale Arkası" programında stüdyoya boylu boyunca kale çizgisi niyetine tuvalet kağıdı serip oluşan o ilginç ortamda dakikalarca yorum yapması...
TRT Hava Durumu spikeri rahmetli Ersin İmer´in "Donsuz Geceler" temennisinden sonra ekranlara veda etmek zorunda kalması...
Türk-Japon haftasında Habertürk´te program hazırlayan Meriç KöyatasI ve Şener Üşümezsoy´un ekrana çıkardıkları Japonlarla geleneksel Japon halk dansı yapmaları, ardından da hep birlikte tekno müzik eşliğinde trencilik oynamaları...
T urgut Özal´ın "İcraatın İçinden" programında ilk kez "Tak bir kaset de havamızı bulalım Semra hanım..." demesi...
İsmail Türüt´ün "Sıkı Dostlar" programında kendini kelebek sanarak cam sehpaya oturmak suretiyle sehpanın bütün yayın hayatına son vermesi...
Rahmetli Sakıp Sabancı´nın kucağına bir hindi alıp "vak vak vak" seklinde sesler çıkarması...
Jülide Ateş´in sunduğu "Hop Terelelli" adlı yarışmada, yarışmacının "Bir ülkeyi temsil eden değerli umaş parçası?" sorusuna "İngiliz kumaşı!" diye cevap vermesi, Jülide Ateş´in bu cevap üstüne gülme krizine girip, 2 reklam arası verilmesine rağmen kendine gelememesi...
O zamanlar Galatasaray başkanı olan Ali Tanrıyar´ın bir şampiyonluk sonrası İlker Yasin´in uzattığı mikrofona "Galatasaray´ı sevmeyen ölsün!" demesi, İlker Yasin´in durumu idare etmek için "heyecandan dedi yanlış anlamayın" deyip renkten renge girmesi...
Kompela´nın yarım yamalak Türkçe´siyle canlı yayında "Bana p...venk diyo!" diye bağırması...
Prof. Mindikoglu´nun cinsiyet değiştirme ameliyatları ile ilgili katıldığı programda TRT stüdyosunu terk etmesi...
Bir Kral Tv vj´inin canlı telefon bağlantısı yaptığı izleyiciye"Nasılız? Bomba gibiyiz değil mi?" seklinde bir soru sorması, ardından izleyici sahsın "Bomba kıçında patlasın!" lafını yapıştırması, vj´in 5 saniye dilinin tutulması...
Sevki Yılmaz´ın ele geçirilen kasetlerinde kriz geçirerek kendisine "komple" kurulduğunu iddia etmesi... (Bizim "Komple Teorileri"nin de isim babasidir!)
Ceviz Kabuğu´ndan görüsü alınmak üzere aranan kişinin Çiçek Pasajı´nda alem yapmaktayken canlı yayına katılması...
Osman Durmuş´un mektup ile gelen şarbon tehlikesine karşı halkı bilgilendirmesi ve "aha işte bele açarsan bulaşır!.." diyerek mektubu paramparça etmesi...
Euro96 eleme maçlarında milli takımın İsviçre´ye attığı golden sonra İlker Yasin´in "Şapka çıkartacaksınız sapkaaa!!!" diye bağırması...
Şahane Pazar´da su altında nefes tutma yarışmasına katılan adamın boğulma tehlikesi geçirmesi ve bu süre boyunca herkesin "vay be adam rekoru ikiye katladı" deyip adama övgüler yağdırması...
Bülent Karpat´ın "Hop Terelelli Tek Soruda 250" isimli yarışmada "Star öyle verir böyle verir, kazandırır..." diye naralar attıktan sonra elindeki telefonla canlı yayında Noter Nihat yerine bir vatandaşı araması ve vatandasın Karpat´ı bayağı bir dinledikten sonra "ne diyon kardeşim burası ev!" demesi...
Hakkı Bulut´un acısız arabeski tanıtmak için yaptığı program ve TRT yöneticilerinin girdikleri türlü türlü şekiller...
Telegol programında Ahmet Çakar´ın "Beşiktaş hakkında birileri bir şeylerin olması için düğmeye basıyor" lafından bir hafta sonra Reha Muhtar´ın programa katılması ve yanında bir buton getirip Ahmet Çakar´la "lütfen düğmeye basar misiniz" diye alay etmesi. Ahmet Çakar´in "soytarılığı bırakın!" diye çıkışması...
Kibariye´nin annesi ile meşhur "sofeöerrrr-sofeöerrrr" röportaji...
Levent Kırca´nın açliık grevine başlaması, ertesi gün vazgeçmesi...
Ali Sami Alkış´ın bir futbolcu için "Turgay Seren´i koysan daha iyi oynar" demesi üzerine Turgay Seren´in "yok ebenin.....!" seklinde karşılık vermesi...
Telegol programında, yorumcu Zekeriya Alp´in reklam arasında fenalaşarak hastaneye kaldırılmasının ardından Güntekin Onay ve Ziya Şengül´ün gülme krizine girmeleri...
Reha Muhtar´ın efsanevi falcılar programında alkollü olduğuna dair iddialar üzerine 1 hafta sonraki programında canlı yayında alkol kontrolü yaptırması...
Adının "Fenasi", soyadının "Kerim" olduğunu söyleyen şahsin Yildo´nun canlı yayınına telefonla bağlanması. Yildo´nun olaya, adamın adini ve soyadını birkaç kez söyledikten sonra uyanması...
Cem Özer´in programında Nara isimli bir kadının şiir okurken soyunması...
Tarkan´ın kendisi ile röportaj yapan Savaş Ay´a canlı yayında "çisim geldi!" deyip çekip gitmesi...
Kanal 6´nin Ceviz Kabuğu´nun canlı yayını esnasında Hulki Cevizoglu´nun kanalımızla artık hiçbir ilgisi bulunmamaktadır!" seklinde altyazı geçmesi...
Milliyet-- Alper Mestçi - Hüseyin Özcan
Bir yazı nedir ki aslında...
İki piyango bileti boyunda bir köşe yazısının ne ağırlığı olabilir ki?
Bir çeyrek bilet peşinde çaresizce umut kovalayan milyonların karşısına dikilip "Durun bir de beni dinleyin. Ben de hayatınızı değiştirebilirim" diyebilir mi yazı?
Onlara bir çeyrek biletten göz kırpan serveti vaat edebilir mi?
Yoksulluğun acı nefesiyle uzandıkları bir yastıktan, servete boğulmuş olarak uyanma hayalinin yerine geçebilir mi?
Hayatı değiştirebilir mi? Her yazı, bu iddiayı değilse bile, bu umudu barındırır satır aralarında...
* * *
Her bilete vuran bir ikramiyedir yazı... Harflerle ilmeklenmiş uçan halısına bindiğinizde, birkaç dakikalık yolculuk boyunca, umudun başka adreslerini de gösterebilir sizlere -ki o da az zenginlik- değildir.
Kelimeler öyle bir araya toplaşır ki bazen, rüzgârlar doğuran bir ormana dönüşür yazı...
...kramp olup saplanır yüreğinize...
Karanlık bir gecenin ardından, sabahla kapınızı çalan sessiz bir dosttur; kendinizi en yalnız sandığınız anda beklenmedik bir köşeden gülümseyen, sizi sizden iyi bilen ya da sizi size şikayet eden..
...bir dildir, dilinizdekini yazan; bir tutam saç, omzunuza yaslanan...
Gözbebeklerinize tutunup, beyninize sızar, kalbinize işler; "İşte ben de tam bunları hissediyordum" dedirtir size bazen; gözyaşlarınızla tuzlanır.
Silkeler ruhunuzun tozlarını, en derine gömdüğünüz yaralarınızı kanatır, tutup kelimelerle kabuklarından...
Kesip asarsınız duvarınıza; buruşup bekler orada, benzi solgun bir tercümanı gibi söyleyemediklerinizin...
Yazan eli tutacak kadar yakınlaşırsınız okudukça;
...o el bazen bir tokattır, sözcük sözcük kırbaçlaşan; bazen şefkatli bir dokunuş, saçınızı okşayan...
* * *
Yazan açısından ise nadiren bir cennettir yazı; çoğu zaman cehennem...
...bir iç dökme seansıdır, konuşma özürlülerin...
Satırlar uzadıkça siz yazıyı yazmazsınız artık, yazı sizi yazar.
Mürekkepten bir banyoda şeffaflaşır cildiniz. Ruhunuz her sözcükte biraz daha soyunur. Her cümle, yeni bir düğümünü çözer yüreğinizin...
...ve yazı, ele verir yazarını...
Bazen de bir silah olur öfke kusan; doğrar satırlarla zulmün askerlerini...
...ustasının elinde öyle yaman bir kılıç ki, bin söze değişmem.
İdam fermanıdır yazarının; cellâdı, darağacı...
Kâh yangına dökülen bir tas benzindir, kâh yaraya basılan bir tutam tütün...
Bazen yazdıkça bilenirsiniz: kalemin sivri ucu, biley taşında alev alev keskinleşen bir bıçağa döner; sürtündükçe kâğıda...
...lakin zamanla, yazdıkça ucu kütleşen sivri uçlu bir kalem gibi törpülenir yazarın da sivrilikleri, kalemle birlikte olgunlaşır sahibi de...
* * *
Bu yıl tam 20. yılı yazıyla flörtümün... Yeni yetme bir üniversite öğrencisi olarak Yankı Dergisi'nin kapısından girip ilk ustam Mehmet Ali Kışlalı' nın ellerine teslim edildiğimde 1979'du sene...
20 yıl boyunca, ben yazılarımı yazdım, yazılarım beni...
Kah yazının güvenli omzuna dayadım başımı, kah omuz vermeye çalıştım, başını dayayacak yazı arayanlara..
Şimdi eskiyen bir yüzyılın sonunda, bir yeni yılın sabahında sizinle buluşup harflerle ilmeklenmiş bir uçan halıyla yolculuğa çıkıyorum yeniden...
...milyonların bir çeyrek bilette aradığı umudun başka adreslerini keşfedebilmek için...
"Bir yazı bunu yapabilir mi?"
Yapabilir; çünkü her yazı, bir hayattır.
Can DÜNDAR
Merhaba,
İçimden geldi yine yazmak.ve senin bende başladığın gibi başlıyorum yazmaya..Küçük bir kum tanesiydin önceleri içimde hoşlantıdır diyip geçmiştim.Nerden bilebilirdim ki seni bu kadar sevebileceğimi. Nesin sen içimde ? bas bas bağıran, imkansızlaştıkça imkansızlaşan aşk mı? Ne yaptın bana anlamıyorum. nasıl oldu da bukadar büyebildin içimde ? Nekadar farklısın içimde bunu gözlerinin içine bakarak anlatabilirim sadece sana..k eşke o an gelse de söyleyebilsem bunları sana. senin herşeyini nasıl oluyor da bukadar saf doğal ve temiz algılayabiliyorum hayret ediyorum inan v kendimi tanıyamıyorum bu çoğu zaman..seni bu yüzden büyük bir mutlulukla suçluyorum.
Çok güzel seni sevmek acısını tatmak ve çok kötü seni yokluğunda bile özleyip yaşayamamak...
ahhhh ahh be mektuplardan habersiz sevgili ilkimsin sen benim ilk kalbimi çoşturansın.belki duygularımı bilsen karşılık verirsin bu küçük masum aşka ve beni bu sayfaya yazmaktan alıkoyabilirsin.ama nerdesin ki şimdi gözüm seni görüyo ama kalbini kalbim ne zaman görcek bilmiyorum.
Dkundum geçenlerde sana farkettinmi bilmiyorum,ama içimi yaktı bu dokunuş.Kalbim alev aldı birden bende ilk ilk başladığın gibi.içime akan gözyaşlarım dindirmişti halbuki az olda o ateşi kor olmaya başlamışlardı ki o dokunuş yeniden alev verdi o kor olmaya yakın olan ateşe.Yine alev alev oldun be içimde nasıl geçer bu acı bilmiyorum.tek bildiğim sevgili acın bile bal gibi kalbimde.....SENİ SEVİYORUM...!!!
bir kez daha bakın etrafınıza belki(ebatı önemli diil) bir aşk vardır etrafınızda
küçük bir aşk